Vamık Volkan, Gidenin Ardından kitabında yası, ruhun kaybı sindirme çabası olarak tanımlar: “Yas, ruhun kaybı sindirme çabasıdır; bu süreçte birey, kayıp nesnesiyle zihinsel bir uzlaşma arar.” Yas, bir sevdiğin ölümü, bir ilişkinin bitişi, bir umudun yitirilişi ya da bir eşyanın kaybıyla başlar; bilinçdışında bıraktığı iz, ruhsal bir çalışmayla anlam bulur. Bu çalışma, keder, suçluluk, özlem ve öfke gibi duyguların bir zinciriyle ilerler. Keder, kaybın ağırlığını taşır; suçluluk, “yapılmayanlar” düşüncesiyle belirir; özlem, kayıp nesnesine duyulan hasreti yansıtır; öfke ise kaybın haksızlığına bir tepki olarak ortaya çıkar ve kabul sürecini başlatabilir. Bu duygular, bilinçdışında bir salınım yaratır. Birey, kederden özleme, suçluluktan öfkeye geçişlerle kaybı işlemeye çalışır. Her duygu, kaybın farklı bir yüzünü açığa çıkarır. Bu salınımlar, ruhun kayıpla uzlaşma yoludur. Yas çalışması, bu uzlaşmayı sağlar, kayıp nesne bir yük olmaktan çıkar, bir içsel anıya dönüşür. Birey, kaybı unutmaz, onunla barışır. Bu, benliği güçlendirir ve ruhsal bir olgunlaşma getirir. Kayıp, yaşam öyküsüne anlam katar. Bilinçdışındaki çatışmalar çözüldükçe, birey kaybın gölgesinde değil, onunla birlikte var olmayı öğrenir. Yas, her bireyde eşsizdir. Volkan bunu, bilinçdışındaki geçmiş kayıpların ve bağların bir aynası olarak görür. Her kayıp, çocukluk ayrılıklarını, terk edilme korkularını ya da yarım kalmış vedaları uyandırır. Bu, yası özgün kılan şeydir. Aynı kaybı yaşayan iki kişi, bilinçdışındaki farklı izler nedeniyle yası başka türlü deneyimler. Psikanaliz bu özgünlüğü fark eder; her yası bireyin ruhsal tarihine göre ele alır. Ancak yas, bazen “bitmeyen yas” olarak komplike hale gelir. Volkan, bu durumu, kayıp nesnesinin bir “içsel arkadaş” gibi bilinçdışında canlı tutulmasıyla tanımlar. Birey, kaybı bırakamaz, ruhsal bir donmuşluk yaşar. Suçluluk ya da öfkenin aşırı yoğunlaşması da yası karmaşıklaştırır. Bu duygular, kaybın işlenmesini engeller, bilinçdışındaki çatışmaları derinleştirir. Psikanalitik terapi, yası anlamlandırmanın bir alanıdır. Aktarım, terapisti kayıp nesnenin bir yansıması yapar; özlem, öfke ya da suçluluk, terapötik bağda yeniden belirir. Terapi, kaybı güvenli bir şekilde yeniden deneyimletir. Terapist, kayıp nesnesiyle bağı tutar, sessizliği kederi kucaklar, sözleri özlemi anlamlandırır. Psikoterapi, yası bir yükten bir anıya dönüştürür. Birey, kayıpla barışarak ruhsal özgürlük kazanır. Terapi, kaybın izlerini silmez, ama onları ruhun bir parçası yapar. Yas, bilinçdışında bir gölge olmaktan çıkıp, yaşamın dokusuna işlenir.